Los Angeles’lı savunma avukatı Fletcher Reede 5 yaşındaki oğlu Max’in partisine gitmek yerine yalan söylemeyi yeğler. Çünkü patronu Miranda’yla sevişmek gibi önemli bir işle meşguldur.Küçük Max de yaşgünü mumlarını söndürürken babasının en azından bir gün boyunca yalan söylememesini diler ve bu dilek işe yarar. Ertesi gün Fletcher, Miranda’nın 'dün akşam nasıldı?' sorusuna, daha iyi tecrübeleri olduğunu söyleyerek cevap verir. İş yerinde sürekli olarak çıkmadığı telefonlara çıkar. İş arkadaşları hakkında ne düşünüyorsa açık açık söyler. Bunlar sadece başlangıçtır
Yemen'deki Amerikan Büyükelçiliği büyük bir tehlike altındadır. Elçiliğin etrafı protestocu gruplar tarafından kuşatılmıştır. Bu tehdidi yok edebilmesi için deniz birliklerine bağlı olan Albay Terry Childers çağırılır. Uzun uğraşlar sonucunda protestocu grup bir şekilde dağıtılır ancak ardından üç ölü Amerikan askerini bırakır. Askerler de çıkan çatışmada sivil halktan, masumları öldürmüşlerdir. Artık bu davanın ve savaşın yargılayacağı çok kişi vardır. Childers da bunların başındadır.
Yılbaşı zamanı geldi çattı ve Rodriguez ailesinin dünyanın dört bir yanına dağılmış üyeleri, tatil sezonunu kutlamak ve en küçük kardeşlerinin yurt dışındaki savaş bölgesinden sağ salim dönüşünü kutlamak için Chicago'daki aile evinde bir araya geliyorlar. Bu özel buluşma, hem aileyi yeniden bir araya getirmek için bir fırsat hem de yıllık geleneklerini yaşatma şansı. Evin içi şenlikli süslemeler ve ışıl ışıl ışıklarla dolup taşarken, mis kokulu çam ağacının altı hediye dolu. Her köşe, sevgi ve neşeyle harmanlanıyor. Ebeveynler, çocuklarının ve torunlarının eve dönüşünü sabırsızlıkla beklerken, mutfakta harikalar yaratılıyor; tencere tava şenlik havasına bürünmüş, her türlü lezzetli yemek pişiriliyor. Rodriguez ailesi için bu yılbaşı, özellikle anlamlı ve unutulmaz olacak çünkü uzun süredir tehlikeli bölgelerde görev yapmış olan en küçükleri sağ salim evlerine dönmüş bulunmakta. Herkesin yüzünde bir araya gelmenin mutluluğu ve huzuru var. Bu özel zaman, aile bağlarını pekiştirecek ve herkese yıl boyunca sürecek güzel anılar bırakacak.
Ekonomik buhranın hüküm sürdüğü 1930'lu yıllar Amerikası'nda hayatını limanlarda işçilik yaparak idame ettiren Jim'in ailesine bakma gibi büyük bir sorumluluğu vardır. Bu yükümlülük için tutkuyla bağlı olduğu boks sporunu bırakmak zorunda kalan genç adam gerçekleşemeyecek de olsa hayaline sıkı sıkıya tutunmaktadır. Ancak rastlantı eseri boks şampiyonu Max'le dövüşmesi işleri değiştirecektir. Tam bir unvan maçı olan bu karşılaşmayı kazandığı takdirde şampiyon olma onuruna erişecek olan Jim'i saatler süren bir maç beklemektedir. Bu maç Jim'in hayatında neleri değiştirecektir?
İrlanda asıllı boksör James Braddock'un hayat hikayesinden uyarlanan ve üç dalda Oscar ödülüne aday gösterilen filmin başrollerinde Russel Crowe ve Renée Zellweger bulunuyor.
Kendi 'gişe filmini' yapıp uzun zamandır hayalini kurduğu şöhret basamaklarını tırmanma hayalini gerçekleştirme hevesindeki bir yönetmen, umut bağladığı başrol oyuncusunun film setini bırakıp gitmesi üzerine yıkılır. Derin bir bunalıma doğru sürüklenen yönetmeni bu depresyondan kurtaran şey ise, sanal ortamda yaratılmış, kaprissiz bir aktris olan Simone olacaktır. Simone, günden güne ünlenirken kendi hakkındaki gerçekleri gizlemeye çalışacaktır. Simone, hem yönetmenini hem de kendini derin bir vicdansal çıkmazın içerisine doğru sürükleyecektir.
Güzel, akıllı ve hoş bir kız arkadaş edinmek kolay değildir. Hele ki güzel, akıllı, hoş ancak eski yedi sevgilisini dövmek suretiyle kazanabileceğiniz bir sevgili ise düşman başınadır! Ama gönül bu, her zaman kolaya konmaz. İngiliz oyuncu, senarist ve yönetmen Edgar Wright’ın son çalışması Scott Pilgrim Vs. The World’da kahramanımız Scott Pilgrim’in manitacılık kurumuyla gireceği zorlu mücadele gayet eğlenceli. Yaptıkları işlerle komedi dünyasında farklı bir yer edinen iki ismin buluştuğu bu çizgi-roman uyarlaması yılın en merak uyandıran yapımlardan biri.
Rüzgar Gibi Geçti'de Amerikan Sivil Savaşı'nın arifesinde, Georgia eyaletinin kırsal bir bölgesindeyiz... Scarlett, Suellen ve Careen ile birlikte İrlanda göçmeni bir ailenin kızlarından biridir. Güzeller güzeli Scarlett, Brent ve Stuart isimli iki kardeşle konuşmaktadır. Bu iki kardeş Scarlett'tan bir şeyi gizlemektedirler. Genç kızı gizlice sevdiği Ashley Wilkes isimli adam Scarlett'a aşık olsa da kuzeni Melanie ile evlenecektir. Henüz kimsenin bilmediği bu gerçek, yakın bir zamanda duyurulacaktır. Daha sonraları Scarlett, gönlünü Rhett Butler'a kaptırsa da Ashley'i aklından atamayacaktır.
Sivil savaşın gölgesinde yaşanan çok kahramanlı bir aşk hikayesini konu alan efsanevi film hem dönemin Amerikası hem de aşk halleri üzerine önemli şeyler söylüyor. Efsaneleşmiş müzikleri ve oyunculuklarıyla da ayrı bir ilgiyi hak eden film sekiz dalda Oscar ödülü kazanmıştır.
Piyanist, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir dramı konu alır. Polonya’lı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın anılarını anlattığı aynı isimli kitaptan sinemaya uyarlanan film, Nazi işgali altındaki Polonya’da yaşamanın imkansızlaştırıldığı bir dönemde, bir şekilde esir kampına gitmekten kurtulan ünlü piyanistin Varşova’nın kenar mahallelerindeki hayatta kalma mücadelesine odaklanır. Varoşlarda tam anlamıyla sefil bir hayat süren müzisyen, diğer halkla birlikte, kıtlığa ve aşağılanmalara maruz kalsa da kahramanca mücadele edecektir. Günü gelip oradan kaçma şansı bulduğundaysa başkentin harabelerine sığınacak, beklemediği bir anda gelen bir yardımla umudunu yeniden kazanacaktır.
Film, En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar alan Adrien Brody'nin de filmografisinin en güçlü işlerinden biri.
Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. Oscarlı yönetmen Jane Campion imzalı film 2009 Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye Ödülüne aday gösterilmiştir. Film, İngiliz Şair Keats’ın hayatının bir dönemine ışık tutmaktadır.
Billy Madison, zamanını boş işlerle uğraşarak geçiren 27 yaşında henüz olgunlaşmamış olan bir gençtir. Büyük bir otel zincirinin sahibi olan babası Brian, artık emekli olmaya karar verir. Billy, otelin başına geçmek için kendisini hazır hissetse de babası onunla aynı şeyi düşünmez. Brian, otelin başına Eric Gordon’u geçirmeyi düşündüğünde Billy, babasına otelin sorumluluğunu alabileceğini kanıtlamaya karar verir. Ancak bunun için Billy’nin ilkokulu baştan okuması gerekir.