Mel Gibson?un Max Rockatansky adında bıkkın bir polisi canlandırdığı film, peşine düştüğü çetenin yardımcısını öldürmesinden sonra kendisini ve ailesini hayatta tutmak için harekete geçen bir polisin hikayesini anlatıyor.
Öyküsüyle değil, daha çok yakın gelecek olarak tasvir edilen, kıyamet sonrası atmosferiyle dikkatleri üzerine çeken filmin ardından iki devam filmi daha yapıldı.
Mad Max filmi çekmediği zamanlarda da Kasabanın Cadıları gibi başarılı filmler yapan George Miller, yakın zamanda serinin yeni filmi olacak olan Mad Max 4'ü yapmaya hazırlanıyor.
Kimi kaynaklarda serinin ikinci filmi, Road Warrior daha başarılı bulunur
Cindy Campbell, lanetli bir evde, yaşlı bir kadına bakıcılık yapmak üzere işe alınır ve bir çocuğun hayaleti ile tanışır. Bu sırada yan komşu, vinç operatörü Tom Ryan, genç oğlu Robbie ve kızı Rachel ile birlikte hafta sonunu babaları ile geçirmektedirler. Cindy ve Tom karşılaşırlar ve birbirlerine aşık olurlar. Ancak Dev Üçayaklılar dünyayı kuşattıklarında Tom, Robbie ve Rachel ile birlikte kaçar, Cindy de bir köye doğru yolculuk yapıp, bir bilmecenin cevabının peşinde dünyayı kurtarmanın yollarını araştırır. ABD başkanı, zekası ve yeteneği doğrultusunda gezegeni savunmaya hazırlanır. Oyuncu performansları ve Garez Köy, Testere, Milyonluk Bebek ve Brokeback Dağı filmlerine yaptığı göndermelerle dikkat çeken eleştirel bir komedi.
Profesör Oldman ve garip asistanı Dwight bir miti aydınlatmak için Hell House isimli bir eve gitmek zorundadırlar. Bu nedenle ilk filmden tanıdığımız dört öğrenciye ödev veren Profesör Oldman'ın asıl amacı evde yıllar önce meydana gelen bir gizemi aydınlatmaktır. Lanetli olduğu söylenen bu evde yıllar önce genç bir kızın ruhu şeytan tarafından ele geçirilir ve iki din adamı bu şeytanı çıkarır. Bu olaya dair belirtileri bulabilmek için eve giden ekibi birbirinden gizemli olaylar beklemektedir.
'Korkunç Bir Film 2' ilk filminde de olduğu gibi efsanevi kült filmlerin kimi sahnelerine eğlenceli göndermelerde bulunuyor.
Tombstone, Arizona’nın birden bire zengin olan kasabalarından bir tanesidir. Sokaklarında acımasız kuralların işlediği, iyiyin ve kötünün yanyana yürüdüğü, merhametsiz haydutların insanları vahşice katlettiği kabasadaki cehennem azabı gibi geçen günler, Wyatt Earp’ün geldiği güne kadar sürer. Earp’ü haydutlara ve katliamlara karşı kasabayı koruması için zorlarlar. Earp erkek kardeşleri Morgan, Virgil ve gruba sonradan katılan Doc Holiday ile birlikte şehirdeki anarşinin kökünü kazımak için çeşitli önlemler almaya başlarlar.
Paul Walker'ın başrolünde oynadığı bu gerilim dolu film, bir uyuşturucu pazarlığının ters gitmesiyle başlıyor. Normalde rutin bir iş gibi görünen bu pazarlık, beklenmedik bir şekilde şiddetli bir çatışmaya dönüşüyor ve birkaç polis memurunun ölümüyle sonuçlanıyor. Bu trajik olayın ardından çete üyesi Joey, olayda kullanılan silahı imha etmekle görevlendirilir. Ancak işler, beklenmedik bir durumla daha da karmaşık bir hal alır. Joey'in oğlunun arkadaşı olan komşusunun küçük oğlu, bulduğu bu silahı kullanarak üvey babasını vurur.
Bu olay, Joey için beklenmedik bir sorumluluk yaratır. Artık o, sadece kendi hayatını ve çetesinin güvenliğini korumakla kalmayıp, aynı zamanda masum bir çocuğun geleceğini de düşünmek zorundadır. Joey, mafya ve polis tarafından bulunmadan önce hem çocuğu güvenli bir yere ulaştırmalı hem de cinayet silahını yok etmelidir. Zaman daralırken, Joey'in kararları sadece kendi kaderini değil, etrafındaki birçok insanın kaderini de etkileyecek şekilde gelişir.
Bu sürükleyici film, yüksek tempolu sahneleri ve beklenmeyen dönüşleri ile izleyiciyi ekran başına kilitliyor. Paul Walker'ın etkileyici performansı, karakterin içsel çatışmalarını ve zorlu karar anlarını gerçekçi bir şekilde yansıtıyor. Joey'in karmaşık dünyasına girerken, seyirci de onunla birlikte bu tehlikeli yolculuğa çıkıyor ve her adımda onunla birlikte nefesini tutuyor. Gerilim dolu bu yolculukta, Joey'in adımları her an her şeyi değiştirebilir.
Jane'in (Streep) üç yetişkin çocuğu, başarılı bir Santa Barbara pastahane/restoranı ve on yıl önce boşandığı eski kocası avukat Jake'le (Baldwin) dostça bir ilişkisi vardır. Fakat Jane ve Jake oğullarının üniversite mezuniyeti için kendilerini şehir dışında bulduklarında, işler karışmaya başlar. Birlikte yedikleri masum bir yemek düşünülmeyen bir şeye dönüşür'yeni bir ilişki. Jake, çok daha genç olan Agness'le (Lake Bell) evlidir ve Jane artık, diğer kadındır.
Jane'in mutfağını değiştirmek için işe alınan mimar Adam (Martin), yeniden alevlenen bu aşkın ortasında kalır. Boşanmasının etkilerini atlatmaya çalışan Adam, Jane'e aşık olmaya başlar, ancak çok geçmeden bir aşk üçgeninin parçası olduğunu fark eder.
Jane ve Jake kendi hayatlarına mı devam etmeli, yoksa aşk ikinci turda gerçekten daha mı güzeldir?
Richard Yates'in aynı adlı kitabından uyarlanan ?Revolutionary Road ? Hayallerin Peşinde?, Frank ve April Wheeler çiftinin (Leonardo DiCaprio ? Kate Winslet) bakış açısından Amerikan evlilik kurumunun etkileyici bir portresini çizer.
Yates'in 1950'ler Amerika'sında geçen öyküsünde modern ilişkilerde yansımasını bulmuş bir soru gündeme getirilir: İki insan birbirinden ayrılmak zorunda kalmaksızın sıradan hayat düzeninden kopmayı başarabilir mi?
Frank ile April, kendilerini her zaman çok özel, farklı görmüşler; hayatı yüksek ideallerine uygun şekilde yaşamaya hazır ve istekli olmuşlardır. Bu nedenle lüks evlerin sıralandığı bir cadde olan Revolutionary Road'daki yeni evlerine taşındıklarında kendilerini çevreleyen durağan ortamdan bağımsızlıklarını gururla ilan ederler. O dönemin toplumsal sınırlarını belirleyen tuzaklara asla düşmemeye kararlıdırlar.
Ancak Wheeler çifti kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun tam içinde bulur: Frank Wheeler rutin bir işi olduğu için sinirleri günden güne bozulan yetişkin bir erkeğe dönüşürken April de istek ve tutkularını bastırmaya çalışan mutsuz bir ev kadını olup çıkar. Sonuç ise tıpkı diğerleri gibi hayallerini kaybetmiş tipik bir Amerikan ailesidir.
Usta birer hırsız olan Max ve Lola son başarılarının ardından kendilerini emekliye ayırma kararı verip Bahamalar’da Cennet Adası denilen yere yerleşirler. Bu işleri bıraktıklarını da herkese duyururlar. Bu hırsızların meslek hayatları boyunca belalısı olmuş olan FBI ajanı Stan, bu karara pek güven duymaz. Üstelik Napolyon Elması diye bilinen 70 milyon değerindeki meşhur bir elmas o Cennet Adası’na sergilenmek üzere götürülmektedir. Elbette ki hırsız çift çok geçmeden yeni bir kedi-fare kovalamacasında boy gösterecektir ancak Lola’nın duracağı taraf bir muammadır.
Eski Kore mitolojilerinde de yer alan, kökeni ve doğası tam olarak anlaşılamayan gizemli yaratıklar dünya üzerine bir istila başlatır. Bu esrarengiz durumu çözmek için kolları sıvayan Ethan, bu yaratıkların neden ortaya çıktığını ve nasıl durdurulabileceğini araştırmaya koyulur. Araştırmaları sırasında, bu konuda kendisine yardımcı olabilecek tek kişinin, gizemli bir hastalığa yakalanmış olan Sarah olduğunu keşfeder. Sarah'nın hastalığı belki de bu yaratıkların sırrını çözme anahtarıdır. Ethan, Sarah ile temasa geçer ve onu iyileştirmek için bir yol ararken, aynı zamanda dünyanın kaderini değiştirebilecek bilgilere ulaşmayı umut eder. Birlikte, bu karanlık tehdidi ortadan kaldırmak için zorlu bir mücadeleye girişirler. Sarah'nın bilgisi ve Ethan'ın cesareti, bu eski efsanelerin üzerindeki perdeyi aralamak ve dünyayı bu korkunç istiladan kurtarmak için gereklidir. Ancak bu yolda onları bekleyen tehlikeler, sırlar ve zorluklar, bu ikiliyi sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da sınıyor olacaktır.
Liam Case, sıradan bir hayat süren bir çöp toplayıcıydı ve yakın zamanda yitirdiği eşinin ölümünün acısını hâlâ yüreğinde taşıyordu. Ancak bir gün, genç bir kızı alevler içindeki bir arabadan cesurca kurtararak ani bir şekilde şehrin kahramanı haline geldi. Yıllar geçti, insanlar Liam'ın kahramanlık hikayesini yavaş yavaş unutmaya başladı ve o eski parıltılı günlerinin hatıralarıyla baş başa kaldı.